Büyük Selçuklu İmparatorluğu Yükseliş Devri Fakihleri (1063-1092)

XI. yüzyılda önce Horasan ve Maveraünnehir’de devlet kuran Selçuklular, mezhep kavgalarıyla sarsılmış, Bizanslıların hücumlarına karşı koyamayacak kadar zayıflamış olan İslâm dünyasında yeniden birliği sağlamışlardır. Devletin siyasi gücüne, medreselerde yetiştirilen irfan ordusunun gücü de katılınca Selçuklular, çok büyük bir kudret ve ihtişama kavuş- muşlardır, özellikle Alparslan ve Melikşah devri, siyasi yönden olduğu kadar ilim ve kültür bakımından da Selçuklu imparatorluğunun en parlak devri olmuştur.

Devamı için tıklayınız…

Kur’an Yılı

Bin dört yüz yıl evveldi, tam bin dört yüz yıl evveldi… Bir Kitap indirildi göklerden, ezelde yazılmış bir kitap… “Oku!” diye başlayan ve bütün insanlığı sayfa sayfa, cümle cümle, harf harf okuyan … Allah katından bir nur ve hakikatleri açıklayan bir Kitap… Bir kitap ki, karanlığı ve karanlıkta kalanları aydınlattı. Bizi bize anlattı, bize Rabbimizi tanıttı. Bir kitap ki, kâinatın, yaratılışın ve ebedi hayatın sırlarını tanıttı. Okumak istendiğinde ferahlık, anlamak istendiğinde huzur verdi.

Devamı için tıklayınız…

Kültürümüzde Bereket

Kültürümüzde yer alan önemli kavramlardan biri berekettir. Bereket sözlükte; bolluk, çokluk, feyiz, genişlik, hayır ve saadet anlamlarındadır. Arapça bir kelime olan bereket kelimesi, “bereke” fiilinden gelmektedir. “Bereke” fiilinin masdan ise “bürûk” olup; “devenin bir yerde çöküp durması, orada kalıp beklemesi” anlamındadır. Bu mânâya bağlı olarak iyi ve hoş karşılanan bir şeyin süreklilik arz edişine bereket denilmiştir. Söz konusu şey maddî ise mevcudiyetini sürdürmek, yani tükenmemek anlamında bolluk; manevî ise yine aynı anlamda nimet, ilâhî hayır, rahmet ve saadet kelimeleriyle ifade edilmiştir.

Devamı için tıklayınız…

Türklerde Peygamber Sevgisi

Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra, samimiyetle inanıp bağlandıkları bu elinin yayılmasında çok büyük hizmetlerde bulunmuşlar, kısa zamanda bu dinin asırlar süren öncüsü olmuşlardır. İlk kelime-i şehadet getirdikleri günden bugüne kadar da hayatlarını İslâm’a, Allah ve Peygamber sevgisine adamış bir millet olarak yaşamışlardır.

Devamı için tıklayınız…

İslam Düşünce Tarihinde Devlet Anlayışı: Mâverdi ve Nizâmülmülk Örneği

Devlet, tarihin ilk dönemlerinden bu yana toplumlar için hayatın, vazgeçilmez bir parçası olmuştur ki, tarihsel süreç içerisinde devlet olgusunu sosyolojik bir bakış açısıyla ele alanlar olduğu gibi, onun yöneten- yönetilen farklılaşması ile oluşmuş bir yönetsel organizasyon olduğunu niteleyenlerde olmuştur. Ayrıca hukuki bir bakış açısı ile devletin egemenlik ve şahsiyet vasıflarını haiz soyut bir varlık olduğunu belirtenler olmuş, devletin ön plâna çıkarılan niteliğine göre farklı yaklaşımlarda bulunulmuştur.

Devamı için tıklayınız…

Dijitalleşen Din

İletişim ve teknolojinin insana tanıdığı imkânlarla modern dünyanın küresel boyutta büyük bir dönüşüm yaşadığı günümüzde, hızlı bilgi üretimine bağlı olarak h er alanda sürekli yenilikler ve devamlı gelişmeler meydana gelmektedir. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki bu gelişmeler, insanlığa yepyeni imkânlar sunmaktadır.

Devamı için tıklayınız…

İslâm Hukukunda Alzheimer Hastalığının Edâ Ehliyeti Üzerindeki Etkileri

Ehliyet, kişinin hak ve yükümlülük sahibi olmasını ifade eden bir terimdir. Kişinin hak sahibi olması ve bu haklar üzerinde tasarrufta bulunabilmesi ehliyetin “vücûb” kısmını oluşturur. Bir takım yükümlülüklerinin bulunması ve hukuka aykırı fiillerden sorumlu tutulması ise kişi ehliyetinin “edâ” kısmını oluşturur. Vücûb veya edâ ehliyetinde ortaya çıkarak her ikisini veya sadece birisini yok eden veya daraltan yahut ehliyetlere etki etmeden onların bazı hükümlerinde değişiklik meydana getiren durumlara ise “ehliyet ârızaları” denmektedir. Bu makalede, İslam hukukunda kişinin hukukî tasarruflarına belirli sınırlamalar getiren bir ehliyet ârızası olan ateh kapsamında, bir akıl eksikliği ve zayıflığı halinden ibaret alzheimer hastalığı ele alınmış, alzheimer hastasının hangi hukukî işlemleri hangi şartlar altında yapabileceği, hangi hallerde bunlardan sorumlu tutulabileceği, hukuka aykırı eylemlerinin hukuk karşısındaki değerinin ne olduğu gibi konular irdelenmeye çalışılmıştır.

Devamı için tıklayınız…

Hakkımda

1967 yılında Erzincan-Kemah ilçesinde doğdu.

İlkokulu ve İmam Hatip Lisesini İstanbul-Üsküdar’da bitirdi. 1985 yılında Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandı. Burada 1 yıl öğrenim gördükten sonra Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne geçti ve 1989 yılında buradan mezun oldu.

1998 yılında “17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı’da Hırsızlık Suçu ve Cezası” adlı teziyle doktor unvanını aldı.

1990 yılında göreve başladığı Üsküdar Küplüce Cami’inde 13 yıl İmam-Hatiplik görevinden sonra 2002 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı oldu.

2005-2010 yılları arasında Dini Yayınlar Dairesi Başkanlığında Derleme ve Yayın Şubesi Müdürlüğü görevinde bulundu.

15.02.2011’de Bilgi Yönetimi ve İletişim Daire Başkanlığına atanan Dr. Ömer Menekşe’nin yayınlanmış çalışmaları arasında “Kemah Âlimleri”, “Ehl-i Beyt Sevgisi”, “Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed”, “Eyvah Gıybet Ettik”, “Madde Bağımlılığı”, “21. Yüzyıl Türkiye’sinde Din ve Diyanet I-II, Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, (Derleme)” başlıklı kitapları, çeşitli dergilerde yayımlanmış makaleleri ve denemeleri ile II. Uluslar Arası Dini Yayınlar Kongresi’nde sunduğu “Türk Sinemasında Din ve Din Adamı İmajı” adlı bir tebliği bulunmaktadır.